Kocaeli Haberleri Kocaeli Son Dakika

Kocaeli'nin Nabzını Tutan Site Kocaeliparaf.com'a Hoşgeldiniz. Kocaeli'in Güçlü Sesi, Kocaeli Haber, Kocaeli Haberleri, Kocaeli Yerel Haberleri

Kocaeli Paraf Haber Sitesi

Kemalpaşa Mh. Cumhuriyet Cd. Petan İşhanı Kat: 5 No:30 İzmit, Kocaeli
sennuruzan@gmail.com

Yağmur Yağdı, Şehir Sınıfta Kaldı!

Bazen gökyüzü ağlar, yeryüzü susar… Ama insanın ihmalleri su yüzüne çıkar. Türkiye günlerdir sel felaketinin acısıyla yüzleşiyor. İstanbul’da caddeler nehre dönüştü, araçlar sulara kapıldı, evler ve iş yerleri su altında kaldı.

Gökben Dinler

Köşe Yazarı


Yağmur Yağdı, Şehir Sınıfta Kaldı!

Bazen gökyüzü ağlar, yeryüzü susar… Ama insanın ihmalleri su yüzüne çıkar.

Türkiye günlerdir sel felaketinin acısıyla yüzleşiyor. İstanbul’da caddeler nehre dönüştü, araçlar sulara kapıldı, evler ve iş yerleri su altında kaldı. Kocaeli ve Sakarya’da da yağışlar hayatı olumsuz etkiledi. İnsanlar evlerine, işlerine, anılarına ve yıllarca emek vererek kurdukları hayatlarına tutunmaya çalışırken doğa bir kez daha bize gücünü hatırlattı.

Ve ne yazık ki bu kez geride yalnızca çamur, yıkım ve maddi kayıplar kalmadı. Hayatını kaybeden insanlar, yarım kalan hayatlar ve sevdiklerini bekleyen aileler kaldı.

Her birinin hikâyesi, geride kalanlar için tarifsiz bir acı…

Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Tek dileğimiz, kayıpların artmaması ve bir daha böyle acılar yaşamamamız.

Ama bütün bu acının ortasında sormamız gereken sorular var.

Biz neden her felaketten sonra aynı cümleleri kuruyoruz?

Yağmur yağıyor, şehirler su altında kalıyor. Ardından ekipler seferber oluyor, açıklamalar yapılıyor, hasar tespit çalışmaları başlıyor. Günler geçiyor, sular çekiliyor, hayat yavaş yavaş normale dönüyor.

Peki ya hafızamız?

Bir sonraki yağmura kadar her şeyi unutuyor muyuz?

Elbette hiçbir şehir, doğanın karşısında her koşulda ayakta kalabilecek kadar güçlü değildir. İklim değişikliğiyle birlikte aşırı yağışların etkisi ağırlaşabiliyor. Ancak tam da bu nedenle şehirlerimizi geleceğin koşullarına göre hazırlamak zorundayız.

Yağmurun ne zaman ve ne şiddette yağacağını her zaman bilemeyebiliriz. Fakat dere yataklarının nasıl korunduğunu, yağmur suyu kanallarının yeterli olup olmadığını, altyapının ne kadar güçlü olduğunu ve şehirlerin hangi anlayışla planlandığını sorgulayabiliriz.

Çünkü mesele yalnızca gökyüzünden düşen su değildir.

Mesele, o suyun şehirde kendisine güvenli bir yol bulup bulamadığıdır.

Betonla kaplanan toprak suyu içine çekemediğinde, doğal su yolları daraltıldığında, altyapı aşırı yağışlara hazır olmadığında ortaya çıkan tablo çok daha ağır olabilir.

Sonra biz buna kader deyip geçiyoruz.

Oysa kader demek, sorumluluklarımızdan vazgeçmek değildir.

İnsan aklıyla düşünmek, önlem almak ve yaşadığı çevreyi korumakla yükümlüdür.

Tedbir almak da hayatın bize yüklediği sorumluluğun bir parçasıdır.

DOĞA MI BİZE KIZGIN, BİZ Mİ DOĞAYI UNUTTUK?

Bir zamanlar derelerin kenarından geçerken suyun sesini dinlerdik. Ağaçların gölgesinde serinler, toprağın kokusunu içimize çekerdik. Şimdi birçok yerde doğayla aramıza beton duvarlar örüyoruz. Her boşluğu bir yapıyla doldurmayı gelişmek sanıyoruz.

Oysa gelişmek, yalnızca daha fazla bina yapmak değildir.

Bir şehrin gerçek zenginliği, insanlarına güvenli bir yaşam sunabilmesidir.

Çocukların sokakta korkmadan yürüyebilmesi, yaşlıların evlerinde güvende olması, bir yağmur başladığında insanların canları için endişelenmemesi değil midir asıl medeniyet?

Gökyüzünden düşen her damlayı felakete dönüştürmemek için bilimden, akıldan ve doğanın işleyişinden yararlanmak zorundayız.

Çünkü doğa bize düşman değil. Ama onun kurallarını yok sayarsak sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalırız.

BİR ŞEHRİN HAFIZASI, YAŞADIĞI FELAKETLERDİR

Bugün sel sularının götürdüğü araçları, çamura bulanan sokakları, su basan evleri izliyoruz. Yarın bu görüntüler yerini başka gündemlere bırakacak.

Hayat devam edecek.

Ancak bir evin duvarındaki su izleri kolay silinmeyecek. Bir esnafın yıllarca biriktirdiği emeğin kaybı kolay telafi edilmeyecek. Bir yakınının eve dönmesini bekleyen insanın içindeki boşluk, sular çekilince dolmayacak.

Bu yüzden mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını güvence altına almaktır.

Yetkililerden beklenen, yalnızca felaket anında müdahale etmek değil; felaket yaşanmadan önce riskleri azaltmak, altyapıyı güçlendirmek, yapılaşmayı bilimsel ölçütlerle değerlendirmek ve alınan önlemleri şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktır.

Bizim de görevimiz, yaşananları birkaç günlük bir haberden ibaret görmemektir.

Çünkü unutulan her felaket, aynı hataların yeniden yapılmasına zemin hazırlayabilir.

YAĞMUR DURUR, SORULAR KALIR

Belki birkaç gün sonra güneş açacak. Sokaklar temizlenecek, araçlar yeniden yollara çıkacak, dükkânlar kepenklerini kaldıracak.

Ama biz kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir sonraki büyük yağış geldiğinde yine aynı görüntüleri mi izleyeceğiz, yoksa bu kez gerçekten hazırlanmış mı olacağız?

Bu sorunun cevabı yalnızca doğada değil; şehirleri nasıl kurduğumuzda, kaynaklarımızı nasıl kullandığımızda ve sorumluluklarımızı ne kadar ciddiye aldığımızda saklı.

Unutmayalım, bir şehri ayakta tutan yalnızca binaları, yolları ve köprüleri değildir. O şehri ayakta tutan, insan hayatına verilen değerdir.

Çünkü bir ülkede yollar yeniden yapılabilir, evler yeniden kurulabilir, kaybedilen eşyalar yerine konabilir. Ama kaybedilen bir insanın yerini hiçbir şey dolduramaz.

Dilerim bu felaket bize yalnızca yağmurdan korunmayı değil, akılla hareket etmeyi, doğaya saygı duymayı ve insan hayatını her şeyin üzerinde tutmayı da öğretir.

Çünkü gökyüzü yeniden yağmur yağdıracak.

Asıl mesele, bizim aynı hataları yeniden yapıp yapmayacağımızdır.

Bu Haberi Beğendin Mi?
28 kişiden 28 kişi beğendi

Sen de yorumunu yaz!

E-posta adresin gizli kalacaktır. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun *