Ulucanlar'da 81 Yıllık Tarihe Tanıklık Ettik

Ulucanlar'da 81 Yıllık Tarihe Tanıklık Ettik

/
/

Uzun yıllar oldu başkente gitmeyeli.

Yıllarca iş için gittiğim başkente bu kez eşimin sağlık sorunları sebebiyle kısa bir ziyaret gerçekleştirdik. Gitmişken de gençlik yıllarımı bana yeniden anımsatan yakın arkadaşımın evine konuk olduk. Kendisi Ankara’da yaşıyor olmasına rağmen aslında İzmit kızıdır. Başkentin havası soğuk ama insanı sıcaktır derler,  bizi sağ olsun evinde kusursuz bir şekilde ağırladı. Şimdiden söyleyeyim kökeni Artvin’e dayanır.  

Zamanımız kısıtlı olduğu için bu kez hiç gitmediğim görmediğim Ankara kalesi ve çevresinde Altındağ Belediyesi’nin eski evleri kamulaştırarak restore ettiği Safranbolu evlerini anımsatan kale içi ve çevresini gezdik.  Ankara’ya yolunuz düşerse mutlaka Ankara Kalesine gitmeden oradan ayrılmayın. Altındağ Belediyesi’ni tebrik ediyorum gerçekten çok önemli  bir projeyi hayata geçirmiş. Harabe, metruk binalardan tarihi bir güzellik kazandırılmış Ankara’ya. Bizim Kapanca Sokak’ta yapmaya çalıştığımız ama yıllardır bir türlü hayata geçiremediğimiz o yerleri görmelisiniz. Vakıflara, derneklere restore edilerek verilen küçük satış dükkanları, kafe, sanat merkezleri olarak hizmet veren  tarihi yapılar turistlerin en uğrak yeri olmuş. Umarım Nevzat Doğan’ın tamamlayamadığı ve hayata geçiremediği Kapanca Sokağı, iki dönem milletvekilliği yaptığı için gezmiş olabileceğini düşündüğüm İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, hayata geçirebilir.

KADERLERİ ULUCANLAR’DA BİRLEŞTİ

Ankara Kalesine gitmişken hemen aklıma Ulucanlar Cezaevi geldi. Müzeye dönüştürülen cezaevini ziyaret ettik. Adalet Bakanlığı, Altındağ Belediyesi, Ankara Barosu ve Mimarlar Odası  tarafindan restorasyonu yapılarak müze haline getirilen cezaevini  hep merak etmişimdir. Ziyaretimde yaşadığım duyguları tarif edemem. Aynı duyguları 1955 yılında yapılan İzmit C Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu (60 yıl hizmet verdi)’nun 2015 yılındaki yıkım öncesi fotoğraflarını çekerken yaşamıştım. Keşke bizim cezaevini de müze olarak ilimize kazandırabilseydik. Ulucanlar Cezaevi kadar olmasa da İzmit C Tipi Cezaevi’nden de önemli isimler gelmiş geçmiş. İşte o isimleri yasak olmasına rağmen cezaevinin taşınması esnasında çıkan kayıtlarını kurcalarken görmüştüm. Aslında Ulucanlar Cezaevi için ne yazsak ne söylesek nafile. Düşündükleri, söyledikleri ve yazdıkları farklı olsa da kaderleri onları Ulucanlar’da buluşturmuştu.  Ulucanlar Cezaevi sadece infazları ile değil, tanınmış mahkumları ile de tarihe ismini yazdırmış. Çok gazeteci, çok şair… Birçok yazar, politikacı hatta sinemacının yolu geçmiş Ulucanlardan.  

ŞAİRLER HİÇ EKSİK OLMAMIŞ

Necip Fazıl Kısakürek de girmiş, Nazım Hikmet de, Ahmet Arif de kalmış burada, Hasan Hüseyin Korkmazgil de… Ulucanlar’da hapis yatan gazeteci ve edebiyatçıları sıralayacak olursak ranzaların üzerinde Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Sami Cebeci, Yılmaz Güney, Ahmet Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Metin Peker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Beyhan Cenkçi Adnan Cemgil, Cüneyt Arcayürek, Fakir Baykurt, Metin Toker isimleri takılıyor gözümüze… Siyasi suçluların yolu da Ulucanlar Cezaevi’nden geçmiş.  Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Yüksel Serdengeçti, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan, Muharrem Şemsek bunlardan bazıları. Açık kaldığı 81 yıl boyunca 18 infaz gerçekleştirilmiş Ulucanlar Cezaevi’nde. TBMM'nin 14.07.2004 tarihi 5218 sayılı kanunu ile idam cezası ülkemizden  tamamen kaldırılıyor. 

UMUMİ HAPİSHANE OLARAK İNŞAA EDİLMİŞ

Ulucanlar Cezaevi’nin yapılış tarihi, Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanıyor. 1925 yılında inşa edilen cezaevinin geçmişi, Türk siyasi hayatından kesitler sunuyor adeta. Yapılan tarihsel araştırmalar doğrultusunda 1960 tarihli Merkez Cezaevi Müdürlüğü ve Milli Emlak Müdürlüğü arasında geçen yazışma belgelerine göre şehir planlamacısı Alman Carl Christoph Lörcher’in önerisi ile Ulucanlar Cezaevi; 1925 yılında İçişleri Bakanlığı’nca “Umumi Hapishane” olarak inşa ediliyor.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN KARANLIK SAYFALARINA TANIKLIK ETMİŞ

Özellikle etrafında sürülecek arazi ve tarlaların olması tutukluları faydalı bir çalışmaya sevk etmek için de kullanılmış. Çalışma ile ıslah olmalarını sağlamak ve topluma tekrar kazandırmak için kullanılan bu arazilerin dili olsa da o yılları anlatabilse bizlere.  Ancak cezaevinde yaşananlar o yıllarda umut edilen gibi olmamış. 1925 yılında “Umumi Hapishane” olarak inşa edilen Ulucanlar Cezaevi, ne yazık ki Cumhuriyet tarihinin en karanlık sayfalarına tanıklık etmekten kurtulamamış.Yarı açık cezaevinde zaman zaman film gösterimleri yapılan kömürlü film makinesi, yemek yenilen bakır kaplar, 1925 yılında Şapka Kanunu'na muhalefet ettiği için idam edilen İskilipli Atıf Hoca'nın idamdan önce okuduğu Kur'an-ı Kerim, 60 darbesinden sonra idam edilen Fethi Gülcan, şairler, yazarlar, kısacası yolu Ulucanlar'dan geçen kişilerin eşyaları, mahkeme tutanaklarının bulunduğu kütüphanesi, film platoları, açık hava fotoğraf sergileri, bal mumu heykellerin sergilendiği koğuş ve tecritler, mahkum özel eşyalarının sergilendiği koğuş, avlularında duyulan seçilmiş cezaevi türkü ve şiir sistemi, hamamı, ziyaretçi görüş mahalli, tecritlerde yankılanan mahkum-gardiyan konuşmaları ses ve efekt sistemleri, hatıra ürünleri satış bölümü, orijinal darağacı ve orijinal yağlı urgan, mahkumların yazdıkları orijinal duvar yazıları, yağlı boya tablolar bulunuyor.''

SİLAH DEPOSU OLARAK KULLANILMIŞ

İlk adı Cebeci Tevfikhanesi olan hapishane, daha sonraki yıllarda Cebeci Umumi Hapishanesi, Ankara Hapishanesi, Ankara Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve sonunda Ulucanlar Cezaevi adlarını alıyor. 1925’ten önce kimi bölümleri at yetiştirmek için kimi bölümleri ise silah deposu olarak kullanılmış. 1925 yılında da bu alana cezaevi olarak inşa edilmiş.

81 YILIN SONUNDA MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ

Açık kaldığı 81 yıl boyunca adı infazlarla, işkenceyle, acıyla anılan Ulucanlar Cezaevi, tüm bu gerçekleri ile bu gün bambaşka bir görev üstleniyor. Ulucanlar Cezaevi, Yok saymak için değil, ders çıkarmak için, unutturmak için değil tekrar umut edebilmek için kapılarını açtı ziyaretçilerine… Bir kaç yıl öncesine kadar sadece mahkumların girdiği Ulucanlar Cezaevi, tüm geçmişi ile artık yeni ziyaretçilerini ağırlıyor. Ulucanlar Cezaevi üstlendiği yeni misyon ile özgünlüğünü de ziyaretçilerine fazlası ile hissettiriyor. Hangi köşesine giderseniz gidin, Ulucanlar Cezaevi’nde ziyaretçileri farklı bir anı, farklı bir hikaye, 81 yıllık bir tarih karşılıyor. Bütün yaşanmışlıkları ile bizleri de ağırlayan Ulucanlar Cezaevi, bizleri Türkiye’nin yakın tarihi ile birlikte kendi içsel yolculuğumuza da çıkartıyor.

AK PARTİLİ BELEDİYE TARİHE SAHİP ÇIKTI

Açık kaldığı yıllar boyunca farklı suçlardan pek çok mahkumun kaldığı Ulucanlar Cezaevi, tümü ile müze ve kültür sanat merkezine dönüştürüldü. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren Altındağ Belediyesi Ankara için önemli bir simge olan cezaevinin yıkılmasına izin vermiyor. Farklı görüşlerden birçok tanınmış ismi ağırlayan bir çok kişinin infazına tanıklık eden koridorlarında, koğuşlarında, hücrelerinde zulmün, acının, utancın yaşandığı, Türk siyasi hayatında önemli bir yere sahip olan Ulucanlar Cezaevi, Altındağ Belediyesi tarafından 1925’te yapıldığı zamanki haline sadık kalınarak restore ediliyor.

2011 YILINDA HİZMETE AÇILDI

Kapalı cezaevinde kalan mahkumların 2006 yılında başka bir cezaevine aktarılmasının ardından bu alanın ne şekilde kullanılacağı konusunda pek çok tartışma yaşanıyor. Tüm alanın ve buradaki yapıların bazılarının Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ‘korunması gereken yapı’ olarak tescil edilmesinin ardından tartışmalar da son buluyor. Bu kararla birlikte cezaevinin yıkılarak alanın başka bir amaç için kullanılması ihtimali de ortadan kalkıyor. Böylece cezaevinin restore edilerek müze ve kültür sanat merkezine dönüştürülmesi projesi Altındağ Belediyesi’ne veriliyor. Altındağ Belediyesi, 2009 yılında başlattığı restorasyon çalışmalarını 2010 yılında tamamlıyor. Toplam 16 bin metrekarelik kapalı cezaevi kısmı 2011 Haziran ayında hizmete giriyor.

GEÇMİŞE DUYGU DOLU YOLCULUK YAPACAKSINIZ

Ulucanlar Cezaevi’ni ziyaret edenler cumhuriyetin geçirdiği sürece tanıklık edeceğini, demokrasi yolunda Türkiye’nin hangi aşamalardan geçtiğini ve bugün gelinen noktayı daha iyi anlayacaksınız. Müzede, mahkumların balmumu heykellerinden, günlük hayatta kullandığı eşyalara kadar tüm ayrıntılar aslına uygun şekilde sergileniyor. Burada kalan tanınmış mahkumlar ise fotoğraf, belge ve eşyaları ile müzede yer alıyor. Cezaevinin pek çok bölümünü belirlenen bir güzergah dahilinde gezilebiliyorsunuz.  Geçmişe duygulu bir yolculuk yaparken ana kapıdan girdikten sonra karanlık, soğuk ve rutubet kokan bir koridordan geçeceksiniz. Bu koridorun sonu Hilton diye anılan 9. ve 10. koğuşa uzanıyor. Hilton’da daha çok herkesçe bilinen isimler, şairler, gazeteciler ve yazarlar kalmış. Burada Bülent Ecevit ve Necip Fazıl Kısakürek’in kaldığı yerleri göreceksiniz.

ÜRPERTİCİ KORİDORLAR

Önemli siyasi isimlerin kaldığı Hilton’un hemen ardından ilk yıllarında ‘müteferrika’ olarak adlandırılan tek kişilik hücrelere geçiş yapılıyor. Henüz mahkumiyet kararı kesinleşmemiş tutuklular ile cezaevinde disiplin suçu işleyen veya dışarıda işlediği suç nedeni ile diğer mahkumlardan ayrılması gerektiği düşünülen kişiler bu kısımlarda tutuluyormuş. Dar koridoru, loş ışıkları, demir kapıları ve kapkaranlık tek kişilik hücreleri ile bu bölüm, cezaevi koşullarının daha net anlaşılmasını sağlıyor. Hiç bitmeyeceğini düşündüğünüz koridorda, işittiğiniz sesler ürpermenize neden olurken karanlık, soğuk ve derin dehlizlerden özgürlüğe uzanan avlulara doğru ilerlerken mahkumların bu zor koşullara nasıl dayandığını düşüneceksiniz.

KOĞUŞLAR, ESKİ TÜRK FİLMLERİNİ ANIMSATIYOR

Hücrelerin ardından sıra koğuşlara geliyor. Koğuşlar da o günkü koşullara uygun olarak düzenlenmiş. Bu düzenlemeler titizlikle yürütülen çalışmalar sonunda Ulucanlar’ın tarihindeki hemen her dönemi anlatacak materyallerle tamamlanmış. Düzenlemesi titizlikle yapılan koğuşlarda demir ranza ve dolaplar, tahta masa ve sandalyeler, eski bir soba ve pek çok eşya dikkat çekiyor. Koğuşlardaki görsel zenginlik balmumu heykellerle tamamlanıyor. Bir mahkum sazın tellerine vuruyor, bir türkü duyar gibi oluyorsunuz. Bir mahkum efkarla yudumluyor çayını, bir başkası yatağına uzanmış özgürlüğün hayalini kuruyor sanki. Titiz bir araştırma ile elde edilen tüm eşyalar, balmumu heykellerin yarattığı etki ile birleşince koğuşlar, eski Türk filmlerindeki hapishane görüntülerini andırıyor. Yılmaz Güney’in Ulucanlar’daki anılarından esinlenerek gerçekleştirdiği Duvar filmi ya da Feride Çiçekoğlu’nun Ulucanlar’da çektiği Uçurtmayı Vurmasınlar Filmi’nden bir kare izliyormuş hissine kapılabiliyorsunuz bir anda.

YAŞANMIŞLIKLAR GÖZLER ÖNÜNE SERİLİYOR

Koğuşlar dışında avlular da Ulucanlar Cezaevi’ne ait fotoğrafların yer aldığı açık hava sergisi görevini üstleniyor. Geçmişte mahkumların volta attığı, tespih çektiği, racon kestiği avlularda bu gün onların yerine fotoğrafları yer alıyor. Tanınmış mahkumların cezaevi süreçleri ile ilgili fotoğraflarının yer aldığı avluda, bazı adli suçlulara ait Ulucanlar Cezaevi’nde çekilmiş eski fotoğraflar ve fotoğraflara ait bilgiler de bulunuyor. Film şeridi konseptinde özel olarak tasarımı yapılan ve sergilenen fotoğraflar, cezaevi tarihçesini gözlerinizin önüne seriyor.

81 YILLIK GEÇMİŞİNDE HEP ACI HEP KEDER VAR

Bir sonraki gezi durağı ise ünlü mahkumlara ait bilgi, belge ve eşyaların bulunduğu koğuşlar. Adeta 81 yıllık cezaevi tarihine ilişkin bir arşiv niteliği taşıyan bu koğuşlardaki veriler, titiz bir araştırma sonunda elde edildi. Dağınık halde Türkiye’nin farklı kurumlarında bulunan veriler ve mahkum yakınları ile yapılan görüşmeler sonunda elde edilen bilgi, belge ve eşyalar cezaevindeki bu koğuşlarda toplanmış. Farklı siyasi görüşlerine rağmen hepsi aynı nedenle düşündüklerini dile getirdikleri veya yazıya döktükleri için hapse mahkum olanlar arasında siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar, sinemacılar, şairler bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihine ismini yazdıran tüm bu tanınmış şahsiyetlerin ortak özelliği, zamanları ve süreleri farklı olsa da Ulucanlar’da kalmış olmaları. İşte bu kişilere ait bilgi, belge, fotoğraf ve eşyaların bulunduğu koğuşlar da yine o günkü koşullara göre düzenlenmiş. Mutlaka görülmesi gereken bir diğer bölüme kütüphaneye de uğrayabilirsiniz. Müze kütüphanesi Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin unutulmaz isimlerinin yazdığı kitaplar, çeşitli dönemlere ait önemli yayınlar, dönemin aktörlerinin mahkeme kayıtları, mahkûmiyet tutanakları ve yine değeri kendisine münhasır, günümüzde bulunması çok güç olan yayınların ilk baskıları ile tarihi bir arşiv niteliği taşıyor.

HAMAMDA KAÇMA PLANLARI YAPILMIŞ

Bir sonraki durak ise cezaevi hamamı. Mahkumların banyo yaptıkları hamam da restore edildikten sonra aslına uygun olarak düzenlenmiş. Hamam, sadece mahkumların banyo yaptığı bir alan değil, geçmişte defalarca kez mahkumların kaçma planlarına da aracılık etmiş, tutsaklık ile özgürlük arasında bir geçiş olmuş. Hamamdan sonra sanat galerisine uğramadan sakın ayrılmayın. Ana binada yer alan sanat galerisi, Ankara için önemli bir eksikliği giderecek. Kültür ve sanat alanında Ankara’da önemli çalışmalara imza atan Altındağ Belediyesi, Ulucanlar Cezaevi Kültür ve Sanat Merkezi ile başkentin bu alandaki örnek mekanlarından biri olmayı da hedefliyor. Cezaevinde toplantılar düzenlemek, söyleşiler gerçekleştirmek ve sergi açmak için uygun pek çok mekan bulunuyor.

DARAĞACINI DEMİR PARMAKLIKLARA HAPSETMİŞLER

Cezaevi çıkışında Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde idamların gerçekleştirildiği darağaçları da sergileniyor. Toplam 18 kişinin infazının gerçekleştirildiği darağacı, daha önce hep önüne kurulan "Ulu Kavak" adıyla anılan ağacın bu kez arkasına yerleştirilmiş. Türkiye’de idam cezasının 2004 yılında kaldırıldığına dikkat çekmek amacıyla darağacı demir parmaklı bir hücreye yerleştirilmiş ve üzerine artık bu cezanın uygulanmadığına dair bir yazı yazılmış. Restorasyon sırasında darağacını çatıda bulduklarını aktaran Başkan Veysel Tiryaki, yağlı ipten sehpanın rengine kadar her ayrıntıya sadık kalmış. Ulucanlar Cezaevi’nde yatan tanınmış isimlerin fotoğraflarının, belge ve bilgilerinin koğuşlarda sergilendiği müzede, bir başka ağaç daha dikkatleri çekiyor. Önünde idamların yapıldığı kavak ağacının hemen yakınında bulunan ağaç, burada yatan ünlü isimlerin fotoğraf ve isimlerinin yazılı olduğu minik alüminyum levhalarla, tutuklu ve mahkumların anı ağacı olarak düzenlenmiş.

HER RANZADA FARKLI BİR HAYAT

Cezaevindeki 6. Koğuşta kalmış isimlere ait bilgi, belge ve eşyalar da aslına uygun olarak düzenlenmiş. Her ranzanın başında o kişilere ait fotoğraf ve biyografileri bulunuyor. Aynı koğuşta farklı zamanlarda Ulucanlar Cezaevi’nde kalan gazeteci, yazar, şair, siyasetçi, sanatçılara ilişkin eşyalar da sergileniyor. Bülent Ecevit’in şapkası ve kravatı, Deniz Gezmiş’in kendi el yazısı ile Roma hukuku ders notları, sigarası ve üzerinden çıkan paraları, Yusuf Aslan’ın kaşkolu, Hüseyin İnan’ın fanilası, Muhsin Yazıcıoğlu’nun namaz takkesi ve seccadesi, Mustafa Pehlivanoğlu'nun kardeşine yazdığı mektup, Fikri Arıkan’ın elbisesi gibi kişisel eşyalar da bu koğuşta yer alıyor.

 

Bu içeriği takip edin

Bu yazıya abone olarak yazıya ait güncelleme ve yorumlardan haberdar olun.

0 Yorum

Sen de yorum yap

Kocaeli Paraf